Kraliçe ve Otorite
Yönetmenliğini Stephen Frears’in yaptığı Kraliçe filmi, özellikle başrol oyuncusu Helen Mirren’nın performansıyla bütün dikkatleri üzerine çekmeyi başardı.
Helen Mirren bununla da kalmayıp En İyi Kadın Oyuncu dalında Oskar Ödülü’nü de kazanınca filmin gişe hasılatına ek bir destek oluşturdu.
Filmin teknik özelliklerine bakarsak, bütün gelişen teknolojiye rağmen gerçek görüntülerle filmin kahramanlarının birleştirildiği sahneler yeterince iyi sentezlenememiş görünüyor. Aslında bu bir çoğumuzu belki de rahatsız etmeyecek bir detay olarak yer almakta. Ancak belirtmeden geçemedik.
Filmin yapısal özelliklerine bakıcak olursak da, İngiliz Kraliyet Ailesi’nin buzdan duvarlarını başarıyla yansıtmakta ve bütün dünyanın ölümüyle büyük üzüntü yaşadığı Prenses Diana’nın ardırdan kafalarda oluşan soru işaretlerini ‘içerden’ bir gözle ele almış durumda. Bunun yanı sıra Tony Blair’in Kraliçe’ye yapmış olduğu müdahaleyi de, geleneksel yapısı ve sarsılmaz otoritesiyle varlığını kökleştirmiş Kraliyet Ailesi’nin nasıl karşılamış olduğunu zarif bir dille anlatıyor.
Duygular işin içine girince de Kraliçe düşünceleriyle çelişkili eylemlerde bunuluyor. Bunun asıl nedeni bana kalırsa yine otoritesinin zayıflamasına duyduğu kaygının bir örneği.
Hala yargı sürecinde olan Prenses Diana’nın ölümüyle kafalarda oluşan soru işaretlerini aslında film cevaplayamıyor. Belki bunu da beklememek lazım. Ancak yine de görülmesi gereken filmlerden diyebiliriz.








