Ve Jason Bourne tekrar sahnede
Serinin üçüncü filmi Son Ültimatom (The Bourne Ultimatum) soluk soluğa geçen bir macerayı seyircini karşısına çıkarıyor. Serinin bir önceki filmi Medusa Darbesi (The Bourne Supremacy) ile yönetmen koltuğuna oturan Paul Greengrass, etkileyici aksiyon sahneleriyle de övgüyü hak ediyor.Bourne artık bu filmde hafızalarımıza kesin çizgilerle kazınıyor. Tadından yenmez aksion sahnelerinin yanında artık biraz hümanist biraz duygusal. Hatta duygusallık bazı sahnelerde biraz da abartılmış. Geçmişini arayan adam bir bir düşmanlarından intikam alırken yeni arkadaşlarını yitirirken eskilerini hatırlamakta. Artık tek amacı intikam almak değil. Bir anlamda günah çıkartmak. Bas tetiğe bitir bu işi dediğimiz anlarda bile Bourne insancıllığını bırakmıyor.
Özellikle Avrupalı eleştirmenler tarafından da dikkat çekilen, eski saf iyi, kötülerin düşmanı kahraman imajından uzaklaşılıp, hümanist bir antikahraman var karşımızda. Kraliçe'nin hizmetindeki James Bond kötülerle savaşta tetiğe her an basarken, her an güzel kadınlarla bebaber olurken, zengin bir yaşam sürerken, Jason Bourne kah kaybettiği sevgilisi için göz yaşı döküyor, kah kendini öldürmekle görevledirilen tetikçiyi affediyor.
Jason Bourne Son Ültimatom'u bu filmde en çok da James Bond tarzı filmlere vererek sinemada farklı bir yol çiziyor.
Macera sevenler için kaçırılmaması gereken bir film olduğuna da bahsetmeden geçmeyelim. Hareketli ve durmak bilmeyen bir aksiyonun içinde keyifli bir 1,5 saat geçireceksiniz.








