Sinema'nın gücü
02/09/2006 - Teknik Makaleler - Filiz Doğan
İlk çağlarda ışık oyunlarının duvara yansıması ile ilk nüvelerini veren sinema sanatının sinematografinin keşviyle tam olarak hayat bulduğu zamanlarda hiç kimse tahmin edemezdi insanlar üzerinde bu kadar etkili olabileceğini. Sinemanın `düşler` satıp bunun üzerinden dev bir endüstri kurulacağını. Hatta giyim tarzlarından kurulan ilişkilere kadar etki yapabileceğini...
Bir bilet alıp sinemaya gittiginizde ilk karşılaştığınız bu kadar karanlık bir yerde, bu kadar size yabancı insanların içinde 1,5 2 saat geçireceğiniz gerçeğidir. Aslında kolay kolay sizi sokamayacakları bir ortama üstüne para vererek gönüllü olarak girersiniz. Koltuklar olabildiğince rahat ve perdenin konumu da yarı yatar pozisyonda olmanızı sağlar. Teknik olarak da hazırlanmış bu ortam sizi düşler aleminin kollarına alabilmek için biçilmiş kaftandır adeta. Perdede fragmanlar akmaya başladığında bir sonraki gelişiniz için merak uyandırılır.
İçeride inanılmaz bir mısır patlağı kokusu…
Ve sonunda film başladı…
Seçtiğiniz filmin türü ne olursa olsun siz kendi yaşantınızdan, çektiğiniz acılardan veya sevinçlerden hatta benliğinizden uzaklaşıp filmin dehlizlerinde gezindirir ve bu düş aleminin içine dalarsınız. Bu sadece sinema salonunun teknik detaylarından kaynaklanmaz artık. Artık sizi kullanılan kamera açıları, ışık, müzik, kurgu ve bunların bütünü ve alt metin sarmaya başlamıştır.
Film arası verildiğinde kafanızın içinde filmden kareler geçerken etrafınızdaki kalabalığı süzersiniz ve bir şeyler yiyip içerken sıradanlıklarınız belki de aklınızdadır. Kalabalıklar içinde ama yanlız...
Filmin sonunu tahmin etmeye çalışırken bir de bakmışsınız film bitmiş. Hep beraber salonu terk etmeye başlarsınız ve bu sırada filmin jeneriği geçerken kimse buna dikkat etmez. Malum zaman değerli. Sokağa çıkarsınız ve aldığınız nefes artık farklıdır ve siz o filmi izlemeden önceki halinizden daha bir başkasınızdır.
Filmin üzerinizde yarattığu etki bir süre sonra geçer. Ancak bilmeden o filmin karakterlerinden biri ile kendinizi özleştirdiğinizi, onun gibi düşünmeye başladığınızı fark edersiniz. Ya da etmezsiniz. İşte bu daha da tıravmatik bir durumdur. Gitgide izlediğiniz filmlerdeki karakterlerden biri olursunuz ve gündelik yaşamınızı da bu karakterin ön gördüğü şekilde yaşamaya başlarsınız. Tamam belki biraz abartılı bulabilirsiniz. Öyle de zaten ancak burada asıl soru şu ki siz gerçekte kimsiniz? Beğenilerinizin bir ürün mü yoksa beğenileriniz sizin ürününüz mü?
Bir bilet alıp sinemaya gittiginizde ilk karşılaştığınız bu kadar karanlık bir yerde, bu kadar size yabancı insanların içinde 1,5 2 saat geçireceğiniz gerçeğidir. Aslında kolay kolay sizi sokamayacakları bir ortama üstüne para vererek gönüllü olarak girersiniz. Koltuklar olabildiğince rahat ve perdenin konumu da yarı yatar pozisyonda olmanızı sağlar. Teknik olarak da hazırlanmış bu ortam sizi düşler aleminin kollarına alabilmek için biçilmiş kaftandır adeta. Perdede fragmanlar akmaya başladığında bir sonraki gelişiniz için merak uyandırılır. İçeride inanılmaz bir mısır patlağı kokusu…
Ve sonunda film başladı…
Seçtiğiniz filmin türü ne olursa olsun siz kendi yaşantınızdan, çektiğiniz acılardan veya sevinçlerden hatta benliğinizden uzaklaşıp filmin dehlizlerinde gezindirir ve bu düş aleminin içine dalarsınız. Bu sadece sinema salonunun teknik detaylarından kaynaklanmaz artık. Artık sizi kullanılan kamera açıları, ışık, müzik, kurgu ve bunların bütünü ve alt metin sarmaya başlamıştır.
Film arası verildiğinde kafanızın içinde filmden kareler geçerken etrafınızdaki kalabalığı süzersiniz ve bir şeyler yiyip içerken sıradanlıklarınız belki de aklınızdadır. Kalabalıklar içinde ama yanlız...Filmin sonunu tahmin etmeye çalışırken bir de bakmışsınız film bitmiş. Hep beraber salonu terk etmeye başlarsınız ve bu sırada filmin jeneriği geçerken kimse buna dikkat etmez. Malum zaman değerli. Sokağa çıkarsınız ve aldığınız nefes artık farklıdır ve siz o filmi izlemeden önceki halinizden daha bir başkasınızdır.
Filmin üzerinizde yarattığu etki bir süre sonra geçer. Ancak bilmeden o filmin karakterlerinden biri ile kendinizi özleştirdiğinizi, onun gibi düşünmeye başladığınızı fark edersiniz. Ya da etmezsiniz. İşte bu daha da tıravmatik bir durumdur. Gitgide izlediğiniz filmlerdeki karakterlerden biri olursunuz ve gündelik yaşamınızı da bu karakterin ön gördüğü şekilde yaşamaya başlarsınız. Tamam belki biraz abartılı bulabilirsiniz. Öyle de zaten ancak burada asıl soru şu ki siz gerçekte kimsiniz? Beğenilerinizin bir ürün mü yoksa beğenileriniz sizin ürününüz mü?

